6 Ekim 2011 Perşembe

Sleep! Now!

Gece gece en son ben yatacağım triplerine girdim.
Bunu da ölçtüğüm yer Facebook.
Zaten çok olmayan aklım yazacağım ama son yaptığım iq testine göre bunu demeye hakkım yok.


Öff amma saçmalıyorum.

Sıkıntı Radiohead ile başladı.
Son 3 saattir aralıksız Radiohead çalıyor.

Neyse, 0 online kişi sayısına ulaşınca ben de uyumaya gidecektim.
Kişiler gidip geliyor ama gidip geldikleri için onların kalıcı olmadıklarını biliyordum.
Onlar hep yakın zamanda yatacaklardı.
Ama biri vardı ki hep oradaydı.

Ve sonunda onunla tek başımıza kaldık.
Ben de kendi kendime dedim ki şuna bir oyun oyna.
Çünkü bu bir keloğlan masalı. Onun için bu deyişi kullandım.
Yok aslında oyunda oynamadım.
Açıkça söyledim.
Dedim, gece gece hırs yaptım.
Sen offline olmadan uyumayacağım.
Artık uykusu geldi de yatmaya mı gitti yoksa gece gece bu manyak ile uğraşmayayım diye bana mı offline oldu bilinmez ama online listesinden gitti.

Aha! Victory is mine! diyecek iken birden;


Şimdi onunla yarışıyorum!


20 Eylül 2011 Salı

Landon Donovan

Amerikalı bir futbolcu denildiğinde aklına ilk Landon Donovan (resim 1.a) gelenler olarak birleşsek bir bok yapamazmışız gibi geldi bana şimdi. Adeta bir vahiy gibi.


Resim 1.a

Bazen diyorum ki Ahmet bırak bu rockmış, indieymiş, elektronikmiş yönel "rap"e bir rapist ol.

Bir de planlarımı başka mecralarda açıklamıştım ama bir de buradan açıklayayım. Ders kayıt işlemimde bir sorun daha çıkarsa Havva'nın bavulunda Japonya'ya kaçıyorum.


Two Door Cinema Club gelsin, bunu söylesin gitsin!

12 Eylül 2011 Pazartesi

Burada Galata'ya Nasıl Gidilir Abiler?

Emre de ablasına gidince iyice göd oldum.

Sözde son 1 hafta içinde akbilimi almış, doğal gazımı açmış bir şekilde olacaktım. Olmadı, olduramadım.


Şimdi vursam kendimi yollara, Galata'ya ulaşabilir miyim?

7 Eylül 2011 Çarşamba

Kimse Mahmut Usta'ya Sırtını Dönemez!


Siz siz olun kimseyi hırsızlık ile suçlamayın.
"Evimden çabuk çıkın"a kadar gidebiliyor işler.

Bir de saçlarımın karıştırılmasını özledim, sanırsam.



25 Temmuz 2011 Pazartesi

Benim de Söylemeyeceklerim Var


Söylemem, söyleyemem...


Ara sıra sadece kendime itiraf ederim.


Dans etmek her zaman daha kolay!


Dünyanın en büyük yalanı...


Sus!

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Why Does My Heart Feel So Bad?

Oha, dünyanın en eğlenceli yazısını yazacağım diyerek oturmuştum blogun başına.

Bir anda bu şarkıyla giriş yapınca olmadı, yapamadım.


Aynı üsteki kapaktaki çocuk gibi kaldım, neyse ki şarkı değişti.


Büyük ihtimal son konserde kapaktaki adam gibi kareleri yaşadım.
Hayatımın en eğlenceli günlerinden "üç"ünü sağlayan herkese çok teşekkür ederim.

Ana sahneyi karşına alınca sağ kolunun üstünde olan herkese teşekkür ederim.
Sahne önündekileri ıslatma eylemini zevk alırcasına yapan adamdan alınan intikamı ispiyonlayan herkes teşekkür ederim.
Dünyanın en baharatlı uzaylı patatesini yapan herkese teşekkür ederim.
Çadırı kurarken bir prenses edasıyla bizi izleyene teşekkür ederim.
Şu resimde katkısı olan herkese teşekkür ederim.


Pogolara katılımda benden daha istekli olanlara teşekkür ederim.
Greyfurtu saçma bulan insanlara teşekkür ederim.
The Strokes'a naz yapana teşekkür ederim.
Hacettepe Tıp'ta okuyup, artistlik bir yana sıkılarak söyleyene teşekkür ederim.
Gözlemeleriyle ellerimizi yakan köy halkına teşekkür ederim.
Alanda çalıp, oynayan, söyleyen, takla atan, sevgi gösterilerinde bulunan, zıplayan herkese teşekkür ederim.

Ayrıca dünyanın en iğrenç kokusunu güzel hatıralar hatırlatacak duruma getirenlere de kocaman bir teşekkür ederim.

3 Temmuz 2011 Pazar

Yürü

Yürümek hayatımın sporu sanırsam.

En mutlu olduğum zaman da yürüyordum.
En mutsuz olduğumda da.
En rahat olduğum zaman da yürüyordum.
En huzursuz olduğum zamanda da.

Bu kadar yürümek bende anılar bıraktı tabi ki.

Bir kaçını da şu işimin olmadığı zamanlarda bloguma yazmak istedim.

O zaman en yakın tarihlisinden başlıyorum.

Daha dün gece, yol ise Taksim - Mecdiyeköy.

Hiç tavsiye etmiyorum bu yolu geceleri, eğer üstünüzde kavuniçi pantül varsa üstünüzde.
Efes One Love'a gidemeyişimizin acısını Galata'da çıkarmaya karar vermiştim.
Üstümde de festival kılığı ile çıktım.
Çıkmaz olaymışım.

Dünya'da İnsan olamamış bir kitle var!

Neyse buradan en sevdiğim güzergaha atlamak istiyorum.

Bebek - Beşiktaş.

Şarkılar ile kulağa, sahil ile göze hitap ettiğiniz takdirde o uzun gözüken yol size o kadar kısa gelecek ki.

Özellikle Ortaköy - Beşiktaş yolu benim için daha özel olduğu için bu kısımda yürüdüğüme değil uçtuğuma inanırım.

Levent - Hisarüstü.

Her halde buraya çiğ köfte yolu demek yanlış olmaz benim için.

Arkadaşlarla çıkılır, Levent'e kadar geyik sonra birer çiğ köfte dürüm sonrasında ise dönüş yolu.
Tek başına ise biraz işkence.

Galata Köprüsü

Sanırsam bunu anlatmaya gerek yok. En iyi İstanbul manzaraları buradan çıkar.

Ve son olarak da;

İstiklal Caddesi

İstanbul'un beni vuran yolu, kulaklığını tak anında bir klip havası yakala.
Kimse senin tipine ve giysine de bakmaz çünkü neler görmüştür İstiklal Caddesi.

Bu aralar mantığım benden uzak!